

İnsan kalbi, bazen bir kütüphane gibidir; sayfaları sararmış ama hikayesi hiç bitmemiş eski bir kitabı en ön rafa koyar ve üzerini tozlanmaması için her gün gizlice siler. Bugün birçoğumuzun cesaret edemediği ama ruhumuzun derinliklerinde yankılanan o soruyu soruyoruz: Mevcut ilişkimizde her şey yolundayken, neden eski bir aşkın hayaletiyle yaşamaya devam ederiz?
Etik açıdan bakıldığında, yanımızdaki kişiye "sadık" olduğumuzu düşünürüz; çünkü ona yalan söylemiyor, fiziksel bir ihanette bulunmuyoruzdur. Ancak zihinsel sadakat, çoğu zaman fiziksel olandan daha ağır bir yük taşır. Rüyalarımızda hala "o eski kişiyi" görüyor, dinlediğimiz bir şarkıda onun kokusunu arıyorsak, bu mevcut partnerimize karşı yapılmış sessiz bir haksızlık mıdır? Yoksa sadece insani bir "bitmemişlik" duygusu mu?
Mistik bir açıdan baktığımızda, ilişkiler sadece paylaşılan anılardan ibaret değildir. Her aşk, ruhlar arasında görünmez enerji kordonları oluşturur. Eğer bir ilişki "anlatılacak her şey anlatılmadan" veya "alınacak dersler alınmadan" bittiyse, o kordon kopmaz. Siz yeni bir ev kursanız, yeni bir hayata başlasanız bile, o kopmamış kordon sizi sürekli geçmişe, o yarım kalmış enerjiye geri çeker.
Eski aşkın hayaletiyle yaşamak, aslında mevcut mutluluğumuzun üzerine gölge düşürmektir. Bu gölgeyi dağıtmanın yolu, geçmişteki o kişiyi suçlamak veya özlemek değil, o ilişkinin size öğrettiği "ruhsal dersi" kabul edip onurlandırmaktır. Mevcut partnerinize karşı hissettiğiniz o gizli suçluluktan kurtulmanın anahtarı, geçmişi bir "hapishane" değil, bir "okul" olarak görmekten geçer.
Unutmayın; kalbinizdeki o eski oda tozlu kaldığı sürece, mevcut evinizin pencerelerinden içeri güneş tam anlamıyla sızamaz. Siz bugün, o eski hayaletle vedalaşmaya hazır mısınız?