

Spiritüel yolculuk, ruhun soyunmasıdır; ancak bazen ruh, eski elbiselerini çıkarırken üzerine çok daha şık, "ipekten bir ego" giyer. İşte herkesin inkar ettiği, ancak spiritüel camianın her köşesine sinmiş o 10 maddelik yüzleşme:
Çevrenizdeki insanları "düşük frekanslı", "boyut atlayamamış" veya "uyuyan koyunlar" olarak yaftalamak, egonun en sofistike savunma mekanizmasıdır. Siz kendinizi "uyanmış" ilan ettiğiniz an, egonuz sizi toplumsal bir hiyerarşinin en tepesine yerleştirir. Gerçek uyanış, ayrıştırmayı değil, tam tersine her varlıkta aynı özü görmeyi gerektirir. Eğer birinin yediği yemek, dinlediği müzik veya konuştuğu dil sizin için bir "küçümseme" sebebi oluyorsa, uyanan ruhunuz değil, sadece kibirinizdir.
Okuduğunuz her kadim metin, katıldığınız her workshop veya ezberlediğiniz her terim (karma, drahma, aura vb.) sizi başkalarından daha "evrimleşmiş" hissettiriyorsa, bilgiyi şifa için değil, birer statü sembolü olarak istifliyorsunuzdur. Bilgi, kalbe inmedikçe sadece zihinsel bir yüktür. Birine yardım etmek yerine ona sadece "terimlerle" üstünlük kurmaya çalışmak, spiritüel derinlik değil, entelektüel bir egonun gövde gösterisidir.
Modern spiritüalizmin en büyük yalanı, sürekli yüksek enerjili ve mutlu olma zorunluluğudur. Acıyı, öfkeyi, hayal kırıklığını veya kıskançlığı "düşük enerji" diyerek bastırmak, ruhsal bir gelişim değil, ağır bir travma baskılama yöntemidir. Gölgelerini kucaklamayan, onları reddeden birinin ışığı sahtedir ve ilk fırtınada söner. İnsani duygularını inkar eden bir ego, maskesinin altında daha büyük bir patlama biriktirir.
Birisi size hatanızı söylediğinde veya sizi eleştirdiğinde hemen "Bu senin yansıman, kendi içindeki karanlığı bende görüyorsun" diyerek konuyu kapatmak, spiritüel bir savunma kalkanıdır. Bu "ayna teorisi"ni kendi hatalarını örtmek için kullanan biri, narsisizmin spiritüel versiyonunu yaşıyordur. Her eleştiriyi karşı tarafa iade etmek, egonun özeleştiri yapmamak için kurduğu en aşılmaz barikattır.
Başkalarının hayatına dokunma arzusu bazen o kişiden çok, sizin "muhtaç olunma" ihtiyacınızdan beslenir. Eğer yardım ettiğiniz kişi size yeterince minnettar kalmadığında içerliyorsanız veya "onlar bensiz asla yapamazdı" diye düşünüyorsanız, yaptığınız şey karşılıksız bir iyilik değil, egonuzu besleyen bir ruhsal ticarettir. Gerçek şifacı, şifa verdikten sonra gölgesi gibi çekilip gitmeyi bilendir.
Boynunuzdaki özel tasarım kolyeler, elinizdeki en nadide kristaller veya evinizin her köşesindeki tütsüler sizi "seçilmiş" veya "korunmuş" hissettiriyorsa, materyalizmden kurtulup "spiritüel materyalizm"in kölesi olmuşsunuzdur. Semboller sadece birer hatırlatıcıdır; ancak ego onları birer rütbe gibi omzuna takmaya bayılır. Nesnelere yüklediğiniz anlam, kendinizi başkalarından ayırmak için kullandığınız bir etikete dönüşmüşse, yolunuzu kaybetmişsinizdir.
Hayatınızdaki sorumlulukları almaktan kaçıp, her başarısızlığı veya her boşvermişliği "evrenin planı böyleymiş, akıştayım" diyerek geçiştirmek, maneviyatı bir uyuşturucu gibi kullanmaktır. Akışta olmak, çabayı terk etmek değil, doğru çabayı doğru zamanda göstermektir. İradenizi kullanmayıp suçu kozmik düzene atmak, egonun mağduriyet rolü üzerinden kendini aklama çabasıdır.
"Ben kimseyi yargılamıyorum, sadece enerjisini gözlemliyorum ve mesafeliyim" demek, egonun en kurnazca yaptığı kelime oyunudur. Birinin hayat tarzını, seçimlerini veya karakterini zihninizde tartıp ona bir not veriyorsanız, bu yargılamanın ta kendisidir. "Gözlemci" maskesi takmak, kibirli yargıları spiritüel bir meşruiyet zeminine oturtma çabasıdır.
Beslenme şekliniz, yaptığınız spor veya meditasyon süreniz üzerinden başkalarını "bilinçsiz" veya "vahşi" olarak nitelendirmek, o pratiklerin özüne ihanettir. Bir insan et yemediği için kendini daha "kutsal" görüyorsa, o kişinin kalbindeki kibir, midesindeki etten daha ağırdır. Gerçek erdem, kendi doğrunu yaşarken başkasının yanlışına merhametle bakabilmektir.
Egosunu tamamen yok ettiğini, hiç kibri kalmadığını iddia eden biri, aslında egonun en tehlikeli aşaması olan "Azizlik Kompleksi"ne girmiştir. Ego bu dünyada tamamen yok olmaz; sadece şeffaflaşır ve bir araç haline gelir. Egonun bittiğini iddia etmek, onun artık tamamen kontrolü ele aldığının ve kendini size "yokmuş gibi" gösterdiğinin en büyük kanıtıdır.